Geçen dönemin sonlarında yeni yıla girerken hayatım da radikal kararlar almıştım, bunlar dan biri de daha kültürlü bir insan olma yolunda insanı geliştiren, düşündüren, okuyucusuna birşeyler katan türde kitaplar okumaktı. Evet geliştirmek, bu işin uzmanını 3 sene önce keşfetmiştim. Isparta’da ortinin elinde gördüğüm Ahmet Şerif İzgören imzalı “Şu Hortumlu Dünya’da Fil Yalnız Bir Hayvandır” garip isimli kitabı göz ucuyla incelerken, arka kapakta kitap hakkında samimi yorumları okuyunca yatağa uzanıp okumaya başladım. Ama ne başlama resmen yumuldum ve inanın 223 sayfalık kitap 2,5 saatlik sürede bitti. Daha sonra düşündüm ve bu kitabı ulaştırabildiğim kadar insana ulaştırmak istedim. Ancak ödünç vererek değil hediye ederek. Çünkü böyle bir kitap insanın yatağının yakın bir köşesinde bulunmalı. Canınız mı sıkıldı, bir karar mı vermeniz gerekiyor, kitabı açın tümüyle okumak zorunda değilsiniz yalnızca her bölümün sonunda olan o inanılmaz hikayeleri okuyun.

Dönelim yazının kahramanı bu kitabın yazarına. Böylesine etkileyici bir kitap yazan insanın diğer kitaplarınıda merak etmiştim ve hep okumaktan kaçınmıştım. İşte bu geçen dönem sonunda aldığım karar neticesinde ilk olarak Şerif Bey’in kitaplarını okumak istemiştim. “Hıdır Kişisel Gelişiyor“, “Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı“, “Avucunuzdaki Kelebek“, “Süpermen ve Uğur Böceği” ile seriye devam ettim. Her kitabında ayrı bir zevk ayrı bir hikaye ve bir çok hayat dersi aldım. Öte yandan Şerif Bey’in kişisel gelişiminin yanı sıra iş yönetimi hakkında da muazzam kitapları var. Henüz onlara ilişmedim ama, meraklanmıyor değilim. Kişisel gelişim serisi sona erince iş yönetim kitaplarına da el atmayı düşünüyorum. Belki dikkatinizi çeker, Şerif Bey bir çok uluslararası firmaya seminer vermiş, yöneticilere yol göstermiş, hatta bu ülkenin başbakanına dahi beden dili konusunda eğitimler verdiğini de duymuştum.
Az kalsın bahsetmeyi unutuyordum. Bu yukarıda saydığım bütün kitaplar ve diğer Ahmet Şerif İzgören kitapların neredeyse tamamına yakınında Elma Yayınevi‘nin yürüttüğü kampanya ile dünyada ilk kez kitap iade garantisi sunuyor. Yanlış duymadınız, kitabı okuyup beğenmediğiniz takdir de kitabı satın aldığınızı belgeleyen fiş veya fatura ile yayınevine başvurarak paranızı geri alabiliyorsunuz. Hatta Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı kitabının son sayfasında bununla ilgili bir şöyle bi anısı var:
Elma Yayınevi’nde Bir Gün…
Şık giyimli bir adam içeri girdi. Elindeki kitapları iade etmek istediğini söyledi. Ödediği ücreti geri aldığında şaşırarak tebrik etti. Aslında avukatmış, iade garantisi reklamını görünce gelip denemek istemiş sadece. Sıcak şeyler içerken biraz konuştuk. İade garantisine nasıl karar verdiğimizi, neden böyle bir süreç izlediğimizi merak etmiş. Başka merak edenler de varsa kapımız her zaman açık, bekleriz.
Bütün bu kitaplarını başucu kitabı yaptım. Mecazen değil gerçekten de öyle. :) Kimileri kütüphaneleri sever kimileri ise kendi kütüphanesini oluşturmayı. Ben ikincisini seçtim, yatağımın başucuna bir raf aldım ve yavaş yavaş dolduruyorum. Şerif Bey’in kitapları bittikten sonra okumak istediğim bir kaç roman var, hayal gücünü zorlayan. Tabii ki onları blog da paylaşmayı düşünmüyorum çok tuhaf bir şey olmadıkça fakat twitter da takip ederseniz görürsünüz, fikir alışverişinde bulunabiliriz. :)
]]>Reelde ise işler bazen keyifli bazen yorucu. Özellikle dönem başında aldığımız Çelik Yapılar ve Betonarme projeleri vaktimin çoğunu rehin alıyor. Öyle ki hesap yap, hatalı çıksın bi daha yap, kontrol et-ettir, başka projelerle kıyasla-fikir edin, bütün projeyi temize çek vs. derken zaman hızla akıp gidiyor. Ama bu projelerle uğraşmak, özellikle sonuçların hatalı çıkıp başa dönmen gerektiği kısmı es geçtiğin zaman çok keyifli oluyor ve bu ilerledikçe bu işi yalnızca kendi çabanla yaptığın için hafiften insan içinde bi gurur oluşuyor, bunu ben yapabildim diyorsun. Tabii bunu da abartmamak lazım, altıüstü örnek bir projeyi farklı sayılarla düzenliyorsun ama yinede benim için küçük bir adım sayılmaz. :)

Gelelim postun başlığına. Bundan yaklaşık 7 sene önce Zihni Sinir Üniwwwersitesi adında sanal bir üniversiteye kaydolmuştum. Hatta oradaki ilk kullanıcı adımda “proce_adamı” idi. Çeşitli yarışmalara katılıp ödüller aldıktan sonra, sanal üniversitenin rektörü Porof. Zihni Sinir (İrfan Sayar) bana bir fakültede bölüm başkanlığı bile vermişti. Bölüm öğrencilerime sınavlar, ödevler ve proceler veriyordum felan, çok fantastik bi dünyaydı. Tabii bu sistem yalnızca 2 yıl kullanıldıktan sonra o dönemler yonja, hi5 tarzı websitelerinin iyice yaygınlaşmasıyla kullanıcıların birçoğu siteye uğramaz olmuşlardı. İrfan ağabeyde sistemi kapatıp geliştirmek istemişti ama sanırsam buna ne vakti oldu, ne de maddi kaynağı, öyle kaldı. Aradan geçen yıllar sonra girip baktığımda eski sistemi tekrar kullanıcılara açmış ama koca sanal üniwwwersiteye gelen ziyaretçi sayısı benim blogu bile geçemiyor. İşte tam bu noktada görüyoruz, reklam yapmanın karşılığının ne olduğunu.
Son olarak projeler dışında evde geçirdiğim vaktimi dizi seyretmeye ve kitap okumaya harcıyorum. Şu aralar çok sevdiğim bir yazarın kitaplarını koleksiyon yapmaya başladım. Onunla ilgili yazıyıda vizelerden başlamadan yazmayı düşünüyorum, en azından şu an okumakta olduğum kitabını bitirdikten sonra. :)
]]>24 Mayıs : Mirkelam & Kargo (FiesTTa)
25 Mayıs : Athena (Vodafone)
26 Mayıs : Duman
27 Mayıs : Yalın
28 Mayıs : Bengü
Hepinize iyi eğlenceler, anketlerimiz sona ermiştir.
Bahar aylarına iyice girdikçe bugün okulda bir arkadaşla bahar şenliklerinin muhabbetini yapınca aklıma geldi bu seneki şenliklerin durumu. Özellikle OMÜ Bahar Şenlikleri 2009‘da ki izlenimlerinden sonra bu senekinden beklentiler daha yüksek, çünkü geçen sene öğrencileri pek memnun edememişlerdi. Üstelik şenlik çerçevesinde konserlerin ücretli olup bilet sıkıntısı yaşanması eğlenceyi baltalamıştı.

Şenlikler bu yıl, bahar dönemi derslerinin bitimi ve final haftasının arasındaki “Final Tatili” denilen bölümde yapılacak. Henüz kesinleşmese de her sene bu dönem de yapılıyor. Bu seneki akademik takvime bakıldığında 31 Mayıs-06 Haziran* tarihleri arasına tekabül ediyor. Öte yandan her bahar şenliğinde olduğu gibi tahminimce bu bahar şenliğindede “Afiş Tasarım Yarışması” yapılacak. Kazanana maddi ödüller veriliyor. 300 TL civarı bir rakam söz konusu. Tasarımla uğraşan arkadaşların ilgilenmesine de fayda var.
Düzenleme* : OMÜ Öğrenci Konseyi 2. Başkanı’ndan edinilen bilgiye göre Bahar Şenlikleri kesin olarak 25-28 Mayıs tarihlerinde yapılacakmış.
Gelelim en önemli hadiseye. Hangi sanatçılar katılacak? Umarım bu sefer Kıraç’ın yüzünü görmeyiz, lakin daha önce 8. kez düzenlenen bu şenliğe 6. kez katıldı, öğrenciler şenliklerde Kıraç dinlemekten sıkıldı. :) OMÜ Öğrenci Konseyi’nin önermeleri ve rektörlüğün onaylayacağı sanatçıların henüz kim olduğuna dair bir bilgi yok ancak aşağıda müzik kategorilerini ayırarak anketler yaptım. Sevdiğiniz sanatçıya destek vererek oy kullanın, kim bilir belki öğrenci konseyinin ve rektörlüğün ilgisini çeker dikkate alırlar.. :)
Siz dostlarım, hiç kazanacağınızdan son derece emin olduğunuz birşeyi kaybettiniz mi? Umutlarınız gün geçtikçe yükselirken bir anda iskambil destelerinden yapılmış kulenin en altındaki kağıdın hareket edip yıkılması misalı tek dokunuşla, tek nefesle yok edilmesine şahit oldunuz mu hiç? Ben oldum. Hayatımda ilk defa hemde. Sarsıldım yıkıldım ne yapacağımı bilemedim, düşündüm saatlerce bedenimi koydum bir köşeye, beni bu hale getiren insan oldum. Onun gibi düşünmeye başladım, her hareketimi gözden geçirdim ancak bunların olmasını gerektirecek hiç bir şey bulamadım. Buna rağmen vazgeçmedim, yılmadım aramaktan, birşey vardı sanki, yani olmalıydı? Ama ama bulamıyordum işte, yoktu.. Artık bitap olmuştum, dinlenmeye karar vermiştim. Biraz sessiz kalmıştım. Konuşmamıştım, düşünmemiştim.. Ama buna da dayanamamıştım, bende öyle bir şey yaratmıştı ki direnemiyordum her geçen gün daha da kötüye gidiyordum. Derken bir kaç uykusuz gece den sonra uyuduğum dar zamanlarda bir rüya gördüm. Ama bu bir rüya gibi değildi, sanki gözlerimi kapatıp rüya görmeye başladığım andan itibaren kalktığım ana kadar yaşanmış birşey gibiydi. Duyu vardı rüyada çünkü. Hissetmiştim, yanıyordu elim, terler boşalıyordu avucumun içinden damla damla.. Gözlerimi açtığımda uzun zaman sonra gün ışığıyla beraber yüzüm gülüyordu. Rüyaydı ama gerçek gibiydi ve bu yarı gerçek rüyayı bir ömür gerçek kılmak için, hatta bundan daha iyilerini yaşayabilmek için harekete geçmem gerekiyordu.

İrkilip ayağa kalktıktan sonra onunla iletişime geçtim. Konuşuyordum öyle, fikirlerini duymayı, onunla birşeyler paylaşmayı özlediğimi farkettim. Hatta bu şeyleri paylaştıkça ne kadar keyifli olduğumu gördüm. Sanki yanındayken başka bi adam gibiydim. İçimdeki benliği ortaya çıkartıyordu. Gizli bir kişiliğimi keşfediyordu adeta. Paylaşıyorduk güzeldi herşey ama, o benim en iyi arkadaşımdı. Herşeyimi bilendi ondan birşeyler saklamaktan nefret ediyordum ve yavaş yavaş açıklamaya başladım ona. Biraz aceleci gibi görünüyordu ama doğrusu bu gibiydi. Yavaş yavaş gerçeğe yaklaşıyordu, hislerime.. ve bir anda dökülüverdi bütün sözcükler.. Ne diyeceğini biliyordum o beni pek tanımıyordu ama ben onu sandığından çok iyi tanıyordum ve beni yanıltmadığı her saniye şükrediyordum. Anlayışlı, çözümcü ve akıllıydı. Nerede ne diyeceğini ne düşüneceğini biliyordu insanları hayatına ne derece nasıl sokacağını biliyordu, kontrollüydü. Yanlış birşey yapmak istemiyordu ama aceleci davranmakta istemiyordu. Anlıyordum onu, çünkü yargılarını elemekle uğraşıyordu. Ama ne var ki biliyormusunuz, istiyordu.. Bütün yargılarını yok etmek istiyordu.. ve önemlisi de buydu. Niyet..
Gidiyordu artık, ayrılıyordu şehrimizden kısa süre sonra dönmek üzere. Gitmesine dakikalar kala haberim oldu, ve veda etmek istedim ona. Çekinerek ona söylediğimde kendinden son derece emin gel dedi vedalaşalım, ama yetişeceğini sanmıyorum dedi. Hava şartları, trafikte ışıklar vs herşey benden yanaydı. Çok az bir süre kala yetiştim ona. ve nihayet garda yüzyüze geldiğimiz anda birbirimize sım sıkı sarıldık. Hayatımın en mutlu anlarından biriydi o an -ki itiraf edeyim şunları yazarken bile gözlerim doldu sanki :)- Ona sarılışım, onun da gögsüme başını koyması, trenin son anonsunun ardından ellerin parmak parmak ayrılması.. o an her şey belli olmuştu sanki. Yine de buna rağmen acele etmedik birbirimizi daha iyi tanımak ve düşüncelerimizin keskinleşmesi için bir süre bekledik ve dönüşte “o ve ben” artık biz olmuştuk..
Evet işte bu kadar. Tıpkı anka kuşu gibi umutlarımın kül olduğu anda bir rüya ile yeniden doğmuştum.. İyi ki varsın, iyi ki hayatımdasın parem.
]]>
Bitti artık.. Nisan sonuna kadar sınav yok. Nihayet gidiyorum evime. Annemin yemeklerini yemeye, abimin tuhaf esprilerine gülmeye, babama bilgisayar ve internet öğretmeye, tayfayla akşam çıkıp batak oynamaya ardından yalıma gidip manzarayı seyretmeye ve devamında Hilmi de mideye kokoreç indirmeye, biricik kuzenlerimi görmeye, karnında yeğenimi taşıyan yengemin karnını incelemeye, kafamı toplamaya, Samsun’u ve içindekilerini özlemeye gibi bir çok şey için gidiyorum. Allah’ın izniyle 24 saatten az bir süre sonra Antalya’dayım. Esen kalın, döndüğüm de yerinizde olun. :p
]]>
Can Yücel – Bağlanmayacaksın
Go get Adobe Flash Player!
bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“o olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
demeyeceksin işte.. yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela.
o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin o’nu sevdiğinden..
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini..
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları..
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“o benim.” diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin..
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
mesela turuncuya ya da pembeye
ya da cennete ait olacaksın..
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın, ucundan tutarak..
Başarılı ve sempatik bi çalışma. :)
]]>
Öte yandan bu dönem aldığım ders sayısı 10. Yani bu rezalet final döneminin ardından 3 dersi geçebildim, evet. Bu dönem böyle oldu. Gerçi ben güz yarıyıllarını pek sevmiyorum niyeyse, pek şansım yaver gitmiyor. Geçen sene bu dönem de de 5 ders bırakmıştım. Kışın derslerle aram pek iyi değil. Neyse fazla söze gerek yok, ben derse dönüyorum, bütün bütünleme emekçilerine de başarılar diliyorum, kolay gelsin efenim. :)
]]>sana özel gökkuşağı
sadece seni soğutan ırmak
bakınca sen olan deniz
dokununca yakan sahra

saçlarını dağıtan fırtına
yüreğimi de ellerine
hoyratça sev isterdim
esirgemeden kendini
lodos ile üşüyüp bana sarılsan
saçlarını omuzuma saldırsan
küçük buselere gömülsem
ben niye öldüm demem..

Şimdi zor olanı çabalayacağım bütlerde. 10 vizelerle, 15 vizelerle bütünlemelerde 90 ve 95 leri kovalayacağım ve öyle böyle değil harbi bölümün en baba dersleri için yapacağım bunları. Gerçi artık zoru veya kolayı yok, vizelerimin yarısının notları bu şekilde olduğu için varımı yorumu vereceğim. Önümde 1 hafta var, doğru kullanırsam yeterince uzun bir vakit. Bir strateji belirledim kendime, öncelikle hangi derslere daha baskın çalışacağım, hangi sistemde günün hangi aralıklarında kaç konu çalışacağımı gibi sağlam bir brifing hazırladım kendime. Kişisel olarak çeki düzen vermeyi mi de ihmal etmedim. Uyku düzenimi değiştirdim, artık vakitli kalkıp vakitli yatacağım, sosyal aktiviteleri biraz frenleyip internette daha az vakit geçireceğim vs. Kazamız mübarek olsun ne diyeyim :)
]]>