Doğa İçin Çal

Bugün facebook da 10 numara bir video çıktı karşıma, o kadar güzeldi ki, kayıtsız kalamadım blogumda da paylaşayım dedim. Hem dinleyin hem izleyin. Beğeneceğinize o kadar eminim ki.. Videonun altında yapan ekibin web sayfasından küçük bir alıntı bulunmakta.

Dünyanın çivisini çıkaranlar kadar, bunu seyretmekle yetinenler de benzer biçimde sorumluysa, çözümler bulmak ve uygulamak zorundaysak, her vesile ile hatırlamalı, hatırlatmalıyız…. Hem değişim gerektiğini bilip, hem “Şöyle yap, böyle yap” laflarını dinlemediğimize göre, “ne yapmalıyım” diye düşünmek gerektiğini her dinlediğinde hatırlatan bir müzik işe yarar mı? En azından konunun farkında olanlar için, arka planda fazladan bir vicdan azabı durumu yaratır mı?
“Birlikten kuvvet doğar” mı? Tek tek düşündüğümüz, anlatmaya çalıştıklarımız, hep birlikte, bir ucundan tutarak ortaya konduğunda verdiği enerji artar mı?
Agaclar.net ‘ten Fırat Çavaş, doğdukları iller farklı, yaşadıkları mekanlar farklı, zevkleri, yaşama bakış açıları farklı 45 müzisyeni, varolan gerçekleri bir kez daha hatırlatmak için bir araya getirdi: Doğa için çal!
“Divane Aşık Gibi” yollarda dolaşmaktan başka, hem mecazda hem de fikirde “Sen yağmur ol, ben bulut, Maçka’da buluşalım” diyoruz.
Yeni başladık, devam edeceğiz…
Sizi de bekleriz!

Fitness

Uzun zamandır aklımda dönüyordu spor yapmak fikri. Şöyle salona gidelim, vucüdü güzelleştirelim, oturtalım bi fit görünelim. İyice saldık lakin göbeği, özellikle karın kası yapma ihtiyacı hissediyorum :) Bu sebeple doğru düzgün denize bile girmedim diyebilirim. Anca bir zorlamayla felan, yoksa suya doydum yani. Herneyse konudan sapmadan devam edelim. Bu senenin ilk döneminde okulda intibak bittikten sonra 3. sınıftan muaf derslerim olmasından ötürü devam zorunluluğu dersim pek fazla değildi. Ben de bu oluşan boş zamanı değerlendirmek istedim. Aklımda bir kaç fikir vardı, ben de kendime bakmayı seçtim. Kuzenin KTÜ’den sınıf arkadaşının açtıkları FitClub ismindeki spor salonunda fitness yapmaya başladım.

fitness

Sanırsam mayıs ayında açılan FitClub, Samsun da alanında en iyisi. Salon oldukça temiz, sanki bir otel havası var, özel havlu felan getirmenize gerek dahi yok, onu bile veriyorlar. Rahat rahat duş alabiliyorsunuz, saunanıza girebiliyorsunuz vs. Bunların dışında çalışma aletleri oldukça teknolojik. Hepsinin dijital ölçüm göstergeleri var. Ayrıca bütün aletlerin üstünde bir anahtar giriş yeri bulunmakta. Wellness ismi verilen bu anahtarı taktığınızda, çalışma yapmakta olduğunuz aletin dijital göstergesi antrenörünüz size daha önceden ayarladığı programı karşınıza çıkartıyor. Misal diyelim koşu bandına saatte 10 km 10 dakika koşmanız gerekiyorsa extra hiç bir ayar yapmanıza gerek kalmadan anahtar bunu devreye sokuyor ve çalışmanıza başlıyorsunuz. Bu sistem aynı zamanda hangi alette ne kadar ne iş yapmanız gerektiği gibi bilgileri kafanızda ya da bir yere not almanızı gerektirmeyip oldukça kolaylık sağlıyor. Öte yandan salonun yeri de oldukça muazzam. Samsun Cumhuriyet Meydanı’nda. Koşu bandınızda koşarken yada bisiklette çalışma yaparken meydanı seyretmek oldukça keyifli. Salondaki antrenör yada egitmenlerine de değinmeden es geçmeyelim, oldukça yardımsever ve iyi niyetli insanlar. Sağolsunlar bütün herşeyle ilgilendiler ve sıcakkanlıklarından ötürü ortama fena halde ısındım diyebilirim. İlgilenenler yukarı da web adresini verdiğim linke tıklasınlar. Fiyatlara, salonun içeriğine ve birçok bilgiye oradan ulaşabilirler. İyi antremanlar :)

21

Bugün hayatta bir level daha atladım. 21. yaşımı bitirip, 22 ye adımımı atmış bulunmaktayım. Bu yıl kutlama partisi olmadı ama tahmin ettiğimden oldukça fazla tebrik mesajı geldi. Bu seferlik bayrama rastlamasına bağlıyorum bunu, yoksa hiç alışık değişik değilim böyle şeylere :p Şaka bir yana düşünüp tebrik etmeniz yeterliydi benim için :)

21

Bu arada unutmadan; cepten, internetten, reelden tebriklerini sunan beni unutmuyan dostlarıma milyon kez teşekkürlerimi sunarım. Sağolun, varolun. Thank you! :)

RSS Okumak

Sürekli söylerler bana n’apıyorsun onca saat bilgisayarın~internetin başında. Açıkçası bi bok yapmıyorum, hatta hiç bir şey yapmıyorum. Ne bilim facebook da vakit geçiriyorum, gerçi onun da bi olayı kalmadı artık. Sadece video izliyorum desem yeridir, eğlenceli şeyler çıkıyor arada :) Başka takıldığım bir forum var, arada ona bakıyorum, tartışıyorum ediyorum arada msn i açıyorum işte, kimileri selam veriyor muhabbet oluyor, öyle geçiyor vakit işte.. vs. bildiğiniz rutin şeyler.. Bunların dışında bilgisayar da yaptığım tek şey ise, dizi~film seyretmek. Aslında vaktimin çoğunu onlar sömürüyor diyebilirim. Hele ki şu tatil zamanlarında. Özellikle de Samsun’dayken. Okul açılsın mevsim normalleri gibi bizde özümüze döneriz. :)

rss okumak

Ha bi de söylemeyi unuttuğum bir şey var. Netteyken en çok haz aldığım şey RSS okumak. Benim blogun sağ sidebarında gördüğünüz favori bloglarımın rsslerini okuyorum günde bir çok kez. Bu işlemi, bi dönem Flock üzerinden yapıyordum ancak, extra sebeplerden ötürü Firefox’a geri dönünce, yeni bir rss okuyucusu bulmam gerekti. Araştırmalarım sonucunda bloglines diye bir siteye rastladım. Bloglines, takip edeceğiniz sitelerin besleme -rss- adreslerini kayıt edip istediğiniz an okuyabilmenizi sağlayan sade & basit bir tasarıma sahip bir web tabanlı bir rss reader. Siteye kayıt olup, sayfaya her giriş yaptığınızda son girişinizden sonra listenizde bulunan sitelerde yazılan yazıları da göstermesi takip işleminizi oldukça kolaylaştırıyor. Özellikle şu ramazan aylarında sahura yakın sigara & çay eşliğinde yazıları okumak insana büyük bir keyif veriyor. :)

Öte yandan nedir bu RSS diyen arkadaşlarımıza da bahsedelim. RSS demek, en basit manasıyla haber sağlayıcı tabanlı web sitelerin -genellikle blogların- yeni eklenen içeriğin kolaylıkla takip edilmesini sağlayan özel bir XML dosya formatıdır. RSS kısaltmasının açılımı ise son versiyonda -RSS 2.0.0- şu şekildedir: Really Simple Syndication. Bu blogun ise iki çeşit RSS adresi var. Bunlara sitenin en altından ulaşabilirsiniz. Keyifli okumalar :)

Çörçıl

Konuya girmeden önce belirteyim. Gazlı & asitli içeceklerden pek haz etmem, sevmem hoşlanmam, etrafımda ki pek çok insanda bilir bunu. Sevmememin hikayeside enteresandır, taa ilkokul yıllarına kadar dayanır. Bir gün anlatırım, ama şimdi değil. Her neyse onu geçelim, biz mevzuya dönelim. Eh bu sevmediğim içecek kategorisine bir çok şey giriyor. Kola, fanta, soda, madem suyu vs.. Derken birgün LigTV bulundurmasından ötürü Galatasaray maçı izlemeye gittiğim abimlerde yengem yemek sonrası, maç öncesi limonata sandığım birşey ikram ediyor bize. Bende hemen dalıyorum tabi. İçiyorum lıkır lıkır. Sanki hayatımda içtiğim en güzel limonata gibi. Sonrasında duraksıyorum birden, kafama bir şey takılıyor. İçtiğim şey sanki biraz tuzlu. Evet evet tuzlu. Şaşırıyorum tabi, ne işi var limonata da tuzun. Kısa süre sonra ise bir süpriz daha. Mide bi hoş oluyor, sanki bir şeyi dışarı çıkartıcak gibi. Ee bu ne diyorum ? Maden suyu :)

çörçıl

Sonrasında çakıyorum köfteyi dürümü. Meğersem bu yengemin hazırladığı bir kokteylmiş. Limon-Tuz-Maden Suyu üçlüsünden yapılıyor. Tabii hemen nasıl yapıldığını ögrendim. En ince ayrıntısına kadar. Önce boş bir bardak kapıyoruz, 1 adet limonu alıyoruz bardağımıza sıkıyoruz. Daha sonra tuzluğumuzu alıp bardağa baş aşağı çeviriyoruz yaklaşık 7-8 saniye süresince bardağı tuzluyoruz. Elimize bir kaşık alıp ikisini karıştırıyoruz. Ve geldik en dikkat edilmesi gereken kısma. Maden suyumuzu alıyoruz -Türk Kızılayı marka sade, başkası olmaz!- tıpasını açıp kademe kademe bardağımıza boşaltıyoruz. -özellikle kademe kademe dedim, lakin hepsini baş aşağı dikip boşaltırsanız oluşacakbaloncukları kontrol edemeyip yere döküp etrafı ıslatabilirsiniz.- Burada ki en zevkli kısım ise maden suyunu bardağa boşalttığımız anda tuzun etkisiyle oluşan baloncuklar. Kaşığımız yardımıyla bardağımızdaki bu baloncukları ağzınıza atın. Acayip lezzetlidir bu kısmı, eminim çok beğeneceksiniz. Maden suyunu tamamen bardağa dökene kadar bu işlemi yapın. Sonra afiyetle karışımınızı içebilirsiniz.

İşte bu karışıma uzun uzun soda-limon-tuz demek yerine gavur abiler bir isim takmışlar. Çörçıl diyorlarmış. Bir gün Antalya Kaleiçi ‘inde takılırken girdiğimiz bir cafedeki eleman söylemişti. Tabii o söylerken bize harfleri kodlamadı, çörçıl dedi geçti. Ben de iç geçirdim tabi bu ne lan böyle pokémon ismi gibi diye :) E peki bu şey nasıl yazılıyor acaba diye düşünüyorum bende, karşımızdaki masada 2 turist bayan oturuyor sorayım mı sormayayım mı derken, yine iç geçiriyorum lan nası sorucam ki, neyce konuşcan onlarla, ingilizce mi biliyorsun sen diye. Haha o an karar veriyorum okul başlayınca ingilizce kursuna yazılmayı. :) Tabi sonrasında ek$isözlük sağolsun öğreniyorum yazılışını. Churchill diye geçiyormuş. Artık Samsun’da akşam yemeğinden -ki şu aralar iftardan sonra- 1 bardak çörçıl indiriyorum mideye. Tüm alet edevat da hazır yani. Özel tasarım limon sıkacağı, açacak, hormonsuz limon ve tabii ki sade Türk Kızılayı Maden Suyu :p :)

 Sayfa 5/18  « İlk  ... « 3  4  5  6  7 » ...  Son »