Youtube’dan MP3 İndirmek

Bilgisayar başında müzik/mp3 dinlemek büyük keyif. Ama mp3 indirmek artık eskisi kadar kolay değil. Lakin artık korsana göz yummuyorlar, her yolu kapatıyorlar, korsan mp3 yayınlayan web siteleri hemen şikayet ettirip kapatıyorlar, upload sitelerindeki dosyaları şikayet edip, linklerin “ölü” pozisyonuna düşmesini sağlıyorlar. Gerçi onlar da haklılar neticede büyük emek harcayıp albüm yapıyorlar, internet denen şeyden haberi olan her insan da doğal olarak boş yere para vermek istemeyip indirerek dinliyor sevdiği sanatçıların şarkılarını. Her neyse madem pisleşicez, biraz tüyo vermek, size kolaylık sağlamak lazım. (:

youtube mp3 indir

Youtube büyük nimet, içinde neredeyse bulamayacağınız şey yok. Komik, öğretici, dizi, film aklınıza gelebilecek herşeyin videosu var. Bunların arasında piyasadaki şarkıların bir çoğu mevcut. Görsel olarak sadece bir kaç resimden ibaret olan bu videolar tüm parçayı dinlemenizi sağlıyor. Ses kalitesi de, eğer profesyonel bir müzik editörü değilseniz yeterince tatmin edici. Bunu farkeden DVDVideoSoft ismindeki yazılım geliştirici firma Free Youtube to MP3 Converter programıyla, youtube daki istediğiniz videonun linkini yazarak .mp3 formatında indirmenizi sağlıyor. Yani izlediğiniz şeyin görsel kısmını almayıp sadece sesini alarak mp3′e çevirip bilgisayarınıza indiriyor. Fakat gel gelelim ülkemizde youtube a girme sorunsalı var. Bununda çözümü oldukça basit. Makat, yani mahkeme kararı temizleyici ismindeki bu programla okullar, işyerleri ve hükümetler gibi yüce kurumlar tarafından sansür uygulanan sitelere tıpkı eskisi gibi erişmenizi sağlıyor. Youtube’a girme sorununu da bu şekilde hallettikten sonra programın kullanım aşamasına geçelim.

Youtube da indireceğimiz parçanın linkini kopyalayalım. İndirip & yüklediğimiz Free Youtube to MP3 Converter programını açalım ve “Paste” butonuna tıklayarak yapıştıralım. Bu şekilde dilediğiniz miktarda linki kopyalayıp yapıştırdıktan sonra “Browse” a tıklayıp indireceğimiz yeri seçelim. Dilerseniz “Output Name” de tıklayarak indirdiğiniz şeyin isminide ayarlayabilirsiniz. Bu işlemlerden sonra son olarak “Download” butonuna tıklayarak indirmeye başlayın. Daha sonra doya doya şarkınızı dinleyebilirsiniz (: Keyifli downloadlar..

OMÜ Teknik Gezi

İşte turu kısa kesmemin ana nedeni. Okulumun yaptığı teknik gezi. Dersine pek uğramadığım hocamın düzenlediği bu teknik gezinin benim için özel bi yeri vardı. Lakin ilk defa bir teknik geziye katılacaktım. Cumartesi sabahı fakülte önünde toplanıp okulun otobüsleriyle Samsun’un barajlarını gezecektik -Hasan Uğurlu & Suat Uğurlu- en azından benim kulağıma gelen bunlardı. Neyse geceden kurdum alarmı ve yattım. Sabah kalktığımda alarmı duydum ama askıya aldım ve tam bi buçuk saat sonra uyandım :) Otobüsün kalkmasına yarım saat vardı, elime gelen ilk şeyleri giydikten sonra fırladım okula. Okula geldiğimde şaşırmıştım çünkü ben sadece bizim sınıf geziye katılacaktı sanıyordum, meğersem bütün bölüm gidiyormuşuz. 2., 3., 4. sınıflar karma olarak. Benim için farkeden bişe yoktu, hatta kalabalık olmak daha zevkli olurdu, bu sebeple yine bi ton yeni insanla tanışmış olurdum (:

yeşilyurt demir çelik fabrikası

Otobüsler geldiğinde Bayram Hocamız dağılma ihtimaline karşı herkes bir aradayken fotoğraf çektirmeyi talep etti ve yaklaşık 100 kişi flaşın önüne geçtik. Kim bilir fotolar nerde şimdi merak ettim nasıl çıkmışız felan (: Nihayetinde otobüslere binip çıktık yola, ilk istikamet süpriz oldu herkese. Samsun Organize Sanayi Bölgesine -OSB girmiştik. Önce “Domak Pompa” nın fabrikasına girdik. Hocamız ve teknisyenler pompaların üretim, test aşamalarını anlatıyorlardı o kadar kalabalık arasında hem dinlemek zor oluyordu hem de görmek. E bizde boşuna gelmedik dimi buraya, bulduk bi tane kendince çalışan bi işçi 3-5 kişi merak ettiklerimizi sorduk, cevaplarımızı aldık. Yoksa 80 kişi arasında bilgiyi almak sanıldığı kadar kolay değil, ki işlev halinde olan bi fabrika da. Buradan sonraki durağımız ise tam facia bi yer idi. “Campor Yapı Malzemeleri” isminde bi yere gittikti fabrika da yapılan malzemeler sanki sadece alaturka & alafranga tuvaletlerden ibaretti. Kendilerini sanki sadece bu işe adamış gibilerdi ki, bu tuvaletlerin kalıplarının çıkarıp saklandığı bölüm çok sıcaktı. İşçiler fabrikanın o bölümünde şortla hatta boxerla felan dolaşıyordu, bayan öğrencilerinde geziye katılması burada enteresan bi ambiyans oluşturdu.

Sonra ise Samsun’un yerel olarak en büyük firmalarından biri olan Yeşilyurt’un Demir Çelik Fabrikasına geçtik. Bu fabrika yanılmıyorsam OSB’nin en büyük fabrikası idi. Hurda demirler için ayırdıkları alan yaklaşık bir stadyum büyüklüğündeydi. Burada kullanılmış, yıpranmış, eskimiş demirleri işleyerek tekrar kullanılabilir hale getiriyorlardı. Bir eritme sahası vardı ki, 30 metreden öte yaklaşmamıza izin verilmedi. O derece alevli bir ortamdı anlıyacağınız. Derken hoca, sınıfları kendi içinde böldü ve çekme deneyi yaptı. Bizim tayfa bu deneyi daha önce defalarca gördüğümüz için katılmadık, katılanlarda tahmin ettiğimiz şeyleri anlattı. Diğer öğrenciler deneye katılırken biz de civarda geçmekte olan 3 çocukla ilgilendik. Veletlerin topları felan vardı, bi ortada sıçan çevirdik sınıfça aramızda. Bu kısım belki de gezinin en eğlenceli kısmıydı zaten :)

hasan ugurlu barajı hes

Artık nihayetinde herkesin beklendiği üzere Ayvacık‘a doğru yol almaya başlamıştık, “Hasan Uğurlu Barajı Hidro Elektrik Santrali” ni görmek namına. Yaklaşık 50 dakika boyunca yoldaydık ve oraya vardığımızda saat ilerlemişti baya. Neyse herkes baraj etrafında resim çektirmeyi planlarken görevliler baraj civarında ve içersinde fotoğraf çektirmenin yasak olduğunu ikaz etti bize. Sebebini de bilmiyorlardı, talimat böyle diye aktardılar bize. Neden böyle birşeye izin vermediklerini anlamadım ben de ama pek kural tanımadı ben dahil bir çok kimse. Baraj projeleri, türbünler felan hepsini resmettik. Yerin 4 kat altına indik, türbünleri & jenaratörleri inceledik fakat kret kotuna çıkmadık. Böyle yarım yamalak bi gezi olmuştu baraj kısmı. Ama yinede keyifliydi, herşeyiyle ilginç bi deneyimdi. Zaten pek şikayetçi bi karakterim yoktur böyle şeyler için, elimdeki ile yetinmeyi de bilirim, yarım yamalak bir gezi olsa dahi (: Öte yandan geziyi hazırlama ve yönetme aşamasında verdiğiniz uğraşlar için teşekkür ederim Bayram hocam.

Orta Karadeniz Turu – II

Turun ilk gününden sonra, ikinci gün de oldukça keyifli başlamıştı. Kaldığımız otelin deniz dibinde olması ve muhteşem manzarası eşliğinde kahvaltımızı yaptıktan sonra otelin ufak çaplı plajına inip bir kaç hatıra fotoğraf çektirdik ve eşyalarımızı alıp otelden ayrıldık. Dün gece uno oynarken günün planını yapma fırsatımız bulunmuştu ve ilk olarak Boztepe’ye çıkmaya karar verdik. 7 km’li virajlı yoldan sonra tepeye ulaştığınızda belkide hayatımda gördüğüm en güzel kareye bakıyordum. Sol tarafında masmavi bir deniz, sağ tarafında bitişiğine yerleşmiş bir kent. Neredeyse tüm Ordu bu açıdan gözüküyordu. Tepede bulunan bir dürbün ile bütün Ordu’yu inceleme fırsatı da edinmiştim. Daha sonra yorgunluğumuzu atmak için masaj makinelerine bindik kuzenlerle, bi hayli eğlenceliydi 1 TL ile yaşadığımız bu tecrübede. (: Sonra manzaraya karşı çaylarımızı içtikten sonra Giresun yoluna koyulduk.

boztepe ordu

Fındığın başkentine gelince direk Fiskobirlik‘e uğradık, bolca fındık almak için. Maksat yanımızda olmayan ebeveynlerimiz de tatsın bu lezzeti. Bu küçük şehir de gidilecek~gezilecek pek yer yok gibiydi, gitmeden önce internette yaptığımız araştırmada bir tek şehrin üzerinde küçük bir dağdaki Giresun Kalesi ilgimizi çekmişti. Yine bir tepe, ama çıkışı tam bir çile. Yokuşlar oldukça dik ve yol üzerine şehir kurulu. Üstüne üstlük yolun kenarlarında park halinde bulunan arabalarda sürüşü oldukça zorluyordu. Güç bela tepeye varınca artık sadece surlarından ibaret kalmış kalede yine kuzenlerle bolca fotoğraf çektirdik. Hatta bir ara parka gidip salıncakla bayağa vakit geçirdik. Yıllar sonra salıncağa binince çocukluğum geldi o an aklıma. Hızlı, hızlı ve daha hızlı sallanmak ve en son salıncak ayrılıp kanatlanmak.. (: Kaledeki gezimiz bittikten sonra, en orjinal kuzenim Bertan’ın hatırlatması üzerine Giresun’daki Damat & Tween Outlet mağazasına gittik. Şaşırdınız dimi, Giresun’da Damat & Tween ? Evet ben de şaşırdım ama Orka Grup’un -Damat & Tween’in bünyesinde bulunduğu grup- Giresun’da bir fabrikası ve Trabzon tarafından girişte kale sapağında ufak bir outlet mağazası varmış. Piyasada 180 TL civarında satılan gömlekler 50 TL, yine piyasa da 350 TL’ye satılan ceketler burada 150 TL ve bu ürünler tahmin edeceğiniz üzere defolu ve eski sezon ürünü değil. Tamamiyle yeni sezon ve pırıl pırıl. Fakat çeşit az ve beden sorunu mevcut. Buradan da kuzenlerim ve ben bir kaç parça birşeyler aldıktan sonra vakit artık geç oluyordu ve yolumuz uzundu. Artık Samsun’a dönmemiz gerekiyordu, lakin kuzenlerim gece yarısı Ankara’ya döneceklerdi.

giresun kalesi

Dönüş yolunda yine eski Perşembe yolundan gittik, Vonalı da tekrar hamsi yiyebilmek için. Tadı damağımızda kalmıştı dün.. Kuzenlerim ısrarla gitmek istemişti buraya lakin Ankara’da bu derece leziz & ucuz balık yiyemiyorlardı. Bu sefer Vonalı Celal abimiz ile de fotoğraf çektirdik hatta masamıza da geldi epeyce muhabbet ettik. Konuşurken farkediyorsunuz ki çok bilgili adamdı Vonalı, çok hikayesi, çok tecrübesi vardı. Bizlere bir kaç tutam sundu bunlardan, hatta tedavisi olmayan Sara hastalığının tedavisi ile ilgili ciddi bir tavsiye almıştık. Adını hatırlayamadığım bir balıktan doğru miktarda ve düzenli bir şekilde yiyerek hastalığın boyutunu ciddi miktarda düşürdüğünden bahsetti. Özellikle Selin ablamın, yakın bir arkadaşının bu hastalığa sahip olmasından ötürü konuyla oldukça ilgilendi ve Celal abinin tavsiyelerini not aldı ve bu balıkların siparişi ile Celal abi ile sözleşti. Hava da oldukça kararmıştı artık ve biz de kalkmaya karar verdik. Vedalaşmalardan sonra yola koyulduk. 3 saat sonra da eve varmıştık artık.

Bu güzel tur da böylece bitmişti. Kısaydı ama oldukça keyifliydi, buradan kuzenlerime herşey için teşekkür ederim. Muazzamdı herşey ve bir çok yeni keşiflerle doluydu benim için, hatta eğer hayatta yeterli zamanım olursa bunu tekrarlamak namına kendime söz vermiştim. Şöyle mayıs aylarında felan, orti gelse bi beraber rakı-balık yapsak Vonalı’da.. Ardından dolaylı memleketime gitsek Trabzon’a. Bi uzungöl, bi ayder patlasak ha? Duyuyorsun dimi orti? (:

Orta Karadeniz Turu – I

Hey maşallah.. Blogda uzun zaman olmuş birşey karalamayalı. Sebebi çoğuldur. Bir çok şey var içinde. Ama anlatmaya niyetim yok açıkçası, belki böylesi daha kolay belki de daha doğru. Ben yine klasikleşmiş “her neyse” lerimden birini kullanıp sade de geleceğim. Yazdan beri bir planımız vardı, henüz yeni evlenmiş sayılan biricik kuzenlerim Selin ve Betül ablam eşleriyle beraber Samsun’a gelicekler ve biz de ufak çaplı bir çevre iller organizasyonu tasarlıyacağız diye. Bütün tayfanın çalışan kesimden olmasından ötürü izinlerini ayarlamak zor olsada en nihayetinde bu haftanın başında Samsun’a geldiler. Onları önce güzide şehrimiz Samsun’u gezdirdim. Bandırma, Sevgi Gölü, Amisos, Rus Pazarı, Mecidiye, Çiftlik derken zaten Samsun büyük ölçüde bitti. Artık kabuğumuza sığmadık ve arabalı olmamızın nimetlerinden faydalanarak dışarıya açılmaya başladık. İlk düşüncemiz Ordu, Giresun, Trabzon felan Karadeniz’in büyük çoğunluğunu yutmaktı ama derslerimden ötürü Trabzon’u elemek zorunda kaldık. Benim pimpirik kuzenim Selin bu duruma üzülsede eminim ki yaşadığı tatil onu yeterince kesmiştir (:

uzun saclinin yeri

Artık gezimiz başlamıştı, ilk istikamet olarak Ordu’yu görecektik. Çıktık yola; Tekkeköy, Çarşamba, Terme derken Ünye sınırlarına gelmiştik. Ünye’nin büyüleyici sahil yolu bizimkilerin aklını oldukça çeldi ki durmak istediler, ben de kırmadım elbet. Zaten benim de meyilim vardı, daha önce Ünye’den sürekli geçtim ama hiç durmak nasip olmamıştı. İskelede ve meydan da biraz vakit geçirdikten sonra yolumuza devam ettik. Yol boyu sahilden gidince insan bi huzur doluyor. Deniz manzaralı yol insana ekstra bi keyif veriyor. Manzarasının yanında yolların tümünün bölünmüş olması sürücüyü de oldukça rahatlatıyor. Derken büyüklerimizi aradık sorduk. Nereye gidebiliriz yol üzerinde diye? İlk söyledikleri şey eski, virajlı, Trabzon yolundan gidip Uzun Saçlının Yeri’nde denize karşı çay içmeniz idi. Evet burayı biliyordum ben ama en son abartısız 10 yıl felan olmuştur gitmeyeli. Neyse Bolaman’ı geçip Perşembe’nin şirin kasabasına yani Medreseönü’de Uzun Saçlının Yeri’ne vardık. Ben tabi direk tanıdım uzun saçlarıyla nam salmış Nusret dayıyı. Yıllar hiç değiştirmemiş adamı. Aynı ifade, aynı güleryüz. Arabadan indim direk yapıştım eline selamnün aleyküm edasıyla. Tanırdım Nusret dayıyı, ketum süratlı, sessiz insanlardan hoşlanmadığını bilirdim. Benim arabadan inip direk elini öpmeye kalkışmam bariz çok hoşuna gitmişti, benim kısa hal hatır muhabbetimden sonra söz ona geçtiğinde hemen sordu. Evlat en son ne zaman geldin sen diye? 10 yıl rahat olmuştur dediğimde, oldukça şaşırmıştı. Ardından ekledi, ne ikram edeyim size diye. E dayı gelmişiz Türkiye’nin en güzel çayının yapıldığı yere elbetteki bir demli çayını içeceğiz dedim, seni es geçemeyiz diye. Allah razı olsun, 2 şer bardaklık yeter mi dedi hemen, ben de olur ustam dedikten sonra beklemeye konuşlandık.

Biz çaylarımızı beklerken manzaranın tadını çıkartmaya başladık. Nusret dayı 10 sene öncesine göre mekanı oldukça değiştirmiş, artık daha bi temiz, daha bir derli toplu, daha nezih ve modern bi görünüme kavuşmuş. Burada bolca fotoğraf çektirdikten sonra, dayının dükkanına geçtim. Kapıdan içeri girerken gözler direk olarak çerçevelenmiş gazete küpürlerine ve ünlülerle çekilmiş resimlere daldı. İçlerinden biri oldukça dikkatimi çekmişti. Ulusal gazetenin sayfasından alınmış bir küpürde manşet olarak şöyle bir dize geçiyordu kendisi hakkında. “Çayın resmini yapan adam.” Etraftakileri inceledikten sonra muhabbet için dayıya döndüm. Direk ona çevre düzenlemesinin harika olduğu, zevklerinin beni oldukça mest ettiğini söyledim. Ardından ekledim, dayı senin buraları ilk defa bu kadar boş görüyorum, sanırım yeni yol seni oldukça etkiledi dedim. Evet dedi hüzünlü ama yine de gülerek, ben buraya bu kadar yatırım yaptıktan kısa süre sonra yeni yol açıldı ve bu virajlı ve tehlikeli yolu kimse kullanmaz oldu.

Artık insanlar tek tük geliyor, hatırlarsan eskiden insanlara ikinci bardağı veremezdim yoğunluktan, şimdi öyle değil gelen müşteri kısıtlı artık hizmet için yeterince vaktim olabiliyor diye yakınıyordu. Verecek bir cevap bulamamıştım, öyle kalakaldım. Kısa süren sessizlikten sonra dükkandaki pikola fındığına kaydı gözlerimiz. Vakumlanmış poşette satıyordu dayı adını ilk defa duyduğum bu fındık cinsini. Selin ablamın eşi Taner abi söze girdi bu noktada. Normal fındıktan daha küçük ama daha lezzetli olduğundan bahsetti ve denemek için aldık. Gerçekten de leziz bi tadı vardı. Fındığı alıp dışarıya geçtik ve kısa süre sonra çaylar geldi. İlk yudumu aldıktan sonra sanki kendini başka diyarlarda hissetmeye başladım. İçtiğim en güzel çaydı abartısız. Tarifi mümkün değil böyle birşeyin, kelimeler yetmiyor anlatmaya. O yüzden gidip deneyin demekten başka bişey gelmiyor aklıma (: Dayının çayının sırrı haliyle söylemiyor ama rivayet şudur ki, çayı dağ suyundan ve odun ateşinde yaptığı, çayı da özel olarak Rize’den getirtdiği. Biz eşsiz manzara eşliğinde çaylarımızı yudumlamaya devam ederken Uzun Saçlı diğer müşterisiyle ilgileniyordu, o yüzden masada pek muhabbet imkanı bulamamıştık. Olsun bizi bu da kesmişti. Artık yola dönmemiz gerekiyordu, bi kaç hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra yola koyulduk.

vonalı celal

Bu seferki durağımız ise yaklaşık 20 km ilerideki Vonalı Celal‘di. Fakat Celal abinin mekanın doğru yol alırken kenarda bir yerde Yason Klisesi isminde bi levha gördük, gidelim mi gitmeyelim mi derken burayı da gördük diyebilmek namına kırdık direksiyonu içeriye ve kliseye yol aldık. Deniz kıyısında olan klisenin orada yine bolca fotoğraf çektirdikten sonra güzergahımza geri döndük. Bu arada Vonalı Celal’ın mekanını ilk defa duymuştum, ama sonradan öğrendim ki Celal abinin mekanı Uzun Saçlı’ya göre daha meşhurmuş. Neyse artık karnımız acıkmıştı ve Celal abinin mekanında balık yenirdi ki, adamın asıl mesleği turşuculuk. 120′nin üzerinde turşu çeşidi vardı dükkanında. Hamsi den tut, erik e kadar. Bir kaç kez televizyona bile çıkmıştı, gazeteden ek olarak. Siparişlerimizi verdikten sonra, aynen Uzun Saçlının Yeri’nde olduğu gibi Celal abinin dükkanındada gazete küpürleri ve ünlülerle resimler duvarları süslüyordu. Bunda ise dikkatimi çeken yine ulusal bir gazetenin Türkiye’de hamsi yenebilecek en iyi yerler araştırmasında Vonalı Celal’ın 2. sırada olmasıydı. Balıklarımız geldikten sonra açlığında verdiği hazla hemen yumulduk, kısa sürede de tükettik. Her şey mükemmeldi, yine deniz manzarası eşliğinde balığımızı, turşumuzu ve salatamızı yerken oldukça keyif almıştık. Hatta kuzenlerim ve eşleri dönüş yolunda tekrar uğramayı kararlaştırmıştık. Öte yandan yediklerimizin lezzetinin yanı sıra mekanın hizmeti de takdire şayandı. Hatta az önce bahsettiğim duvarların birinde Japon turistin bu konuda özel mektubu vardı. Personelin bize sıcak davranması, onlarla muhabbet etme arzusu uyandırdı bizde. İlk olarak konaklayacağımız yer hakkında tavsiye istedik. Bize 2 tane yer önerdiler ama biriyle daha yakın olduklarını söylediler ve otelin sahibini tanıdıklarından bahsetti ve bizim için indirim yapabileceğinden bahsetti. Biz de uyar dedik ve otelin sahibiyle konuştuktan sonra tatmin edici bir indirim ayarladı. Teşekkür edip, mekandan ayrıldık ve muhakkak dönüşte uğrayacağımızdan bahsettik ardından otele eşyalarımızı bırakmak için yola koyulduk. Eşyaları bıraktıktan sonra gün için yeterince vakit vardı ve Ordu’yu gezmek istedik, zaten Perşembe‘de Ordu’ya oldukça yakındı ve akşamda Ordu’yu gezmeye çıktık.

Ordu’nun meşhur Fidangör caddesinde gezmeye başladık. Sonrasında etrafa sorarak bulduğumuz bir yer de okey oynadık. Son zamanlardaki şanssızlığım üzerimdeydi ve bitemeden sonuncu oldum :( Oradan çıktan sonra sahile indik. Adını bilmediğim ışıklı bir meydanda fotoğraflar çekilmeye devam ettik ve meydanın ilersindeki iskeleye gittik. Burada iskelenin ucuna geldiğimde yorgunluktan ötürü oturup sırtımı yaslanıp dinleniyordum. Derken bir adam geldi iskelenin son noktasına kadar yürüdü ve okkalı bir nefes çekti cigerlerine. Temiz hava adamı adeta mest etmişti, ben de hemen takıldım yabancı hafif yaşlı amcama (: Deniz huzur veriyor dimi abim dedim, evet dedi. O da bana dönüp herşey güzelde aslanım şu gençliğine niye yazık ediyorsun da sigara içiyorsun diye takıldı. Ben senin yerinde olucaktım diye teeey den bir girdi ve muhabbet açıldı (: Yine beraber fotoğraf çektirdik isminin Cemal olduğunu öğrendiğim abimle ve fotoları benden istedi, mail atmamı hatta ve hatta facebook’a koymamı söyledi. Ortalama 45 yaşındaki adamdan facebook lafını duyunca şaşırdım tabi :) Bekle abim dedim ve ben seni facebook a ekliycem dedim ve iPhone’u çıkardım. O işide halledikten sonra bi kaç fotoğraf ve muhabbetten sonra Cemal abidende ayrıldık. Daha sonra vakit geç olunca otele dönmeye karar verdik ama oteldede oyuna devam edicektik, fakat bu sefer okey değil. Uno! (: Bildiğimiz pis yedili ya da sinek oyunun değişik bir versiyonu olan Uno kendi özel kağıtlarıyla oynanan eğlenceli bir oyun. Kuzen tayfasına da Şule ablamız öğretmişti, otelde onu oynadık ama bu sefer 2. oldum. Şansım yaver gitmişti. (:

İşte turun ilk günü böyle geçmişti. Dolu dolu, yeşilin içinde mavinin ucunda.. Bir yanda doğanın ciğerlerimize pompaladığı saf, katıksız muhteşem karadeniz havası, diğer yanda hemen yanı başımızda martılarla bütünleşik eşsiz karadeniz sahili. Ey gidu Karadeniz.. Ertesi gün Ordu/Boztepe ve Giresun da anılarımız oldu, onu da yarın yazarım artık. ;)

Doğa İçin Çal

Bugün facebook da 10 numara bir video çıktı karşıma, o kadar güzeldi ki, kayıtsız kalamadım blogumda da paylaşayım dedim. Hem dinleyin hem izleyin. Beğeneceğinize o kadar eminim ki.. Videonun altında yapan ekibin web sayfasından küçük bir alıntı bulunmakta.

Dünyanın çivisini çıkaranlar kadar, bunu seyretmekle yetinenler de benzer biçimde sorumluysa, çözümler bulmak ve uygulamak zorundaysak, her vesile ile hatırlamalı, hatırlatmalıyız…. Hem değişim gerektiğini bilip, hem “Şöyle yap, böyle yap” laflarını dinlemediğimize göre, “ne yapmalıyım” diye düşünmek gerektiğini her dinlediğinde hatırlatan bir müzik işe yarar mı? En azından konunun farkında olanlar için, arka planda fazladan bir vicdan azabı durumu yaratır mı?
“Birlikten kuvvet doğar” mı? Tek tek düşündüğümüz, anlatmaya çalıştıklarımız, hep birlikte, bir ucundan tutarak ortaya konduğunda verdiği enerji artar mı?
Agaclar.net ‘ten Fırat Çavaş, doğdukları iller farklı, yaşadıkları mekanlar farklı, zevkleri, yaşama bakış açıları farklı 45 müzisyeni, varolan gerçekleri bir kez daha hatırlatmak için bir araya getirdi: Doğa için çal!
“Divane Aşık Gibi” yollarda dolaşmaktan başka, hem mecazda hem de fikirde “Sen yağmur ol, ben bulut, Maçka’da buluşalım” diyoruz.
Yeni başladık, devam edeceğiz…
Sizi de bekleriz!

Sayfa 5/18« İlk...3456710...Son »