Saklı Kelimelerim

Çoktan geçtim denizin bıraktığı izlerden, suya hasret zamanlardayım artık. Güvendim, sevdim, aldandım, öldüm.. Şimdi yeniden doğuyorum.. Bir su damlası olmasını öğrendim. Kendimi denize teslim ettiğimde artık boğulmayacağımı da bilirim..

Şimdiye kadar ne söyleyebildim ki sana? Koyu gri bulutlardı düşüncelerim. Yağmur bırakmazdı, güneş ışığının geçmesine de izin vermezlerdi. Sürekli kara, sürekli gri bakarlardı tepeden bana. Dilime düşmesini hiç istemedim o yüzden, sözcüklere dönüşüp yaksınlar istemedim hiçbir zaman.. Susarak özlüyordum seni oysa. Susarak bağırıyordum hasreti. Taş duvarlara çarparak dönüyordum kendime. Ne tuhaftı aslında. Hep akşam erken iniyordu benim kentime. Ve tüm okuduğum şiirlerden ayrılık yağıyordu son zamanlarda.

Her zaman daha fazla oldu söyleyemediklerim, söyleyebildiklerimden.. Ve hep çok oldular içimde… Hepsi birden çıkmak istiyorlardı dışarı da.. Dudaklarım izin vermiyordu dudaklarının hatırına.. Biliyorlardı sebepsiz büzülmelerinin anlamlarını onlarda. İkimizde biliyorduk aslında.. Biliyorduk.. Bu yüzden valizlerimiz her zaman hazırdı gitmelere ve bu yüzden öğrenmiştik sessizliği nasıl dönüştürebileceğimizi sese..

saklı kelime

Boşlukta gizlemeye çalıştım. Düşüncelerimi, duygularımı.. O iki kelimenin arasındaki boşluğa saklamaya çalıştım. Şimdi tökezlemem yazarken kelimeleri, şimdi kekelemem okurken fikrimi, söyleyemediklerimdendi anladım.. Yüzleşmiştim oysa kendimle, sokaklar dolusu ıssızlıkla başa çıkardım. Tek tabaklara, tek bardaklara alışkındım. Çünkü hüzünlü bir şarkıyı anca kendimle paylaşırdım.

Bilirim en güzel şarkılarda biterdi. Suskun bir acıyla yaşamak olgunlaştırırdı insanı. Sokağa çıkarsın da yüzünü rüzgâra, yağmura verirsin ya! Ama bilirsin.. Hissettirmez denizin verdiği o eşsiz hazzı sana.. Hiç açılmayan bir defterin ilk sayfaları gibisin aslında, bense bir bıçağın körelmiş kısmı kadar işlevsiz..

Her gece damarlarımdan akan kanın durmaması uğruna, savaş veriyorum kendimle. Toplu iğne ucunda yaşanmış “hayat” kırıntılarından ve dizlerimi kanatan düşmelerden kaçabilmek uğruna, var gücümle çalışıyorum. Kelimeleri birer birer yaslıyorum adının kazındığı kalem uçlarına. Benden çok sana ait olan duygu sarhoşluklarını köreltiyorum.. Her akşam.. Uzadıkça.. Cümlelerimde..

Bu şehrin daralan, genişleyen, sonra yeniden daralan sokaklarında adım adım seni kazıyorum düşüncelerime. Sınırlarımı zorlayarak gelmiştin.. Kendime ördüğüm kalın kelimelerden zırhımı geçmiştin. Ve yine sınırlarımı zorlayarak gideceksin. Biliyorum.. Tutamam seni.. Kendime ördüğüm zırh parçalanalı çok zaman oldu ama tutamam seni. Sen kendi zamanında özlemini, yüklemini, zamirini arıyorken hayatının, ben senden oluşturduğum özneleri ve yüklemleri sıkı sıkıya yaşamaya çalışıyorum şimdi. Bu yüzden her cümlemde söyleyemiyorum, biriktiriyorum..

Melis Birkan

Issız Adam’ın Ada’sı, Avea’nın Aslı’sı.. Büyüğü için resmin üstüne tıklanmasına..

melis birkan

Giden Her Sevgilinin Ardından

sevgilinin ardından

giden her sevgilinin ardından
hep biz olduk el sallayan
haykırsak duyarlar mı sesimizi?
hangi sevdadan galip çıktık ki?

yürüyoruz sessiz ve kederli
nevizade geceleri
inletiyoruz hep çıkışında
istiklal caddesini…

boşuna çekilmedi bunca çile
içiyoruz gündüz gece
haykırdık ama duymadı hiç kimse
peşindeyiz heryerde…

zaten aşklar hep yalan dolan
sonu hep acı hüsran
bize her sevdadan geriye kalan
sadece GALATASARAY

Hoşgeldin Ramazan

11 ayın sultanı geldi nihayet. 30 günlük klasik ramazan düzenime soktum kendimi. Sahura kadar beklemek iftara 3-4 saat kala kalmak :) Bi nevi baykuş olmak. İlk kez, 3 sene önce Isparta’da ikinci öğretim -akşam eğitim- okurken denediğim bu olay, bir ramazanı o kadar kolaylaştırıyor ki şaşarsınız. Gerçi bu şartlar altında biraz hileli tuttuğumuz oruç ne kadar sayılır müamma. Zekariye Beyaz ‘a sormak lazım :p

ramazan

Öte yandan bu ramazan başka enteresan şeyler de var. Misal annemlerin, orucu daha rahat, daha serin ve daha az -süre bazında- tutmak için Samsun’a kaçmaları Antalya’da yalnız kalmam, yalnızlık sonucunda bilumum akrabalarda sahur veya iftarlara katılmam. Öyle güzel bi olay ki bu, sanki otel de konaklıyorsun da, otelin restaurantına inip ücretsiz yemeğini yiyorsun :) Eee yemeğin adı iftar olunca tabi, yemeklerde kalite kokuyor. Hem zengin içerik de söz konusu. Bütün akrabalarım da çağırıyorlar sağolsunlar, bazen karar veremiyorum, küsme felan da oluyor gelmeyince darılıyorlar biraz çaktırmasalarda.. Bunun önüne geçmek için ilerleyen günlerde şöyle bir şey yaparım belki: hepsini arayıp iftar menüsünü alacağım, ne yaptın ne ettin diye sorgulayıp, sonrasında damak zevkime en yakın olana gideceğim :p

Ramazanları seviyorum yaa özellikle bayram faslını. Hele ki o ilk günün ilk kahvaltısını. Bünye 30 gün boyunca o saatlerde aç oluyor ama birden bayram olup oruç kesilince insan psikolojikmen devreyi atlatamayıp kendini oruçlu sanıyor ya enteresan bi olay işte. Neyse bayram kahvaltı felan diyorduk. Bizim Ramazan Bayramının ilk günü klasiktir. Bayram namazından sonra sülalenin Antalya ayağının üç büyüklerinin -biz, teyzemler, dayımlar- evinin birinde toplanılır -son evlenme olaylarıyla beraber- 15 kişi önce bayramlaşır, ardından güzelcene zengin menülü kahvaltısı -dikkat ederim pastırma bankodur- yapılır, sonra çay eşliğinde ilk şeker mideye indirilir. Bu uzun yıllardır böyledir, ama ne yazıkkı bu yıl böyle olmayacak. Lakin olsa bile biz bu olayda yer alamayacağız. Çünkü biz bayrama Samsun da girmiş olacağız. Bu da böyle işte, yazdım ne bilim :) Neyse uzatmadan hepinize hayırlı Ramazanlar. Allah tuttuğumuz oruçları kabul eylesin. (Amin.)

Flock

Her gün internete giriyoruz dimi, en azından neredeyse.. Peki neyle giriyoruz internete, Internet Explorer, Firefox, Safari, Opera ? Ben Firefox çıktığı andan itibaren yani 2004′den beri Mozilla ürünü olan tarayıcıyı kullanıyordum. Taa ki bir kaç gün öncesine kadar.. İşte o gün Flock ile tanıştım. Flock sanki hayallerimi göz önüne alarak dizayn edilmiş bi tarayıcı. Bir kenar çubuğu var ki sormayın. İnternette sayfalar arasında sörfünüzü yaparken sol tarafta seçenekli olarak bulunan kenar çubuğunda; facebook ‘ta ve twitter ‘da arkadaşlarınızın takip edebilir, yada RSS beslemelerinizi gözetleyebilir ya da aniden gelen mailinize ulaşıp kontrol edebilirsiniz. Bitti mi? Hayır daha yeni başladık :) Bunların yanında blogunuzu flock ile entegre ederek her an blog admin paneline girmenize gerek kalmadan yeni bir yazı girebilirsiniz ya da flickr, photobucket gibi albüm sitelerine resim yüklebilirsiniz. Ve size ilginizi çekecek bir şey daha söyleyeyim. Facebook’a girmeden, diğer sitelerde gezinirken facebook chat sayfasını kullanabilecek ya da eş zamanlı olarak bildirimlerinizi kontrol edebileceksiniz.

flock

Şimdi eminim ki anlattıklarımdan etkilendiniz, ancak beyninizi kemiren bir sorun var bunu hissediyorum çünkü başıma geldi :) Firefox’ta ki o muhteşem eklentiler n’olacak diye düşündüm. Flock’u kurmaya karar verdim, sonra caydım, bir daha kurucam dedim, ama o eklentilerden ayrılmayı göze alamadım tekrar caydım vs vs. Bu döngü kendini bir kaç kez daha tekrarladı ve Flock’u nihayetin de kurdum. Kurduktan sonra bir şey farkettim, Mozilla teknolojisini kullanan Flock ile, Firefox 3 ile uyumlu tüm eklentileri kullanabiliyorsunuz.

Bu yazılımın tek sorunu türkçe dil desteği olmaması. Ona nispeten office’den aşına olduğumuz imla düzenleyicisinin türkçeyi kapsamaması. Hani şu kelime altında çıkan kırmızı çizgiler. ;) Ama söylentilere göre yakın bir zaman da türkçe dil desteğinin çıkacağı. Lakin eski sürümlerinde türkçe dil desteği mevcut imiş. Flock’un son versiyonunu buraya tıklayarak indirebilirsiniz. Keyifli sörfler dilerim :)

Sayfa 7/18« İlk...5678910...Son »